B5A SIvI GÜBRE
- B5A Kullanımı
- B5A & Sonuçlar
- Ekonomik Boyutu
- B5A & İhracat
- Referanslarımız
- Sertifikalarımız
- Çiftçi Takvimi
- Yönetmelik
- Kimyasal Gübre
- Bayilik Başvurusu
- Organik Tarım
MİKOPLAZMALAR
Bakterileri tutan,filtrelerden geçebilen,bakterilerden daha küçük olan ama bakteriler gibi sert hücre çeperi bulunmayan bir çeşit mikroorganizmalardır. Bu mikroorganizmalar biçim ve şekil değiştirme kabiliyetine sahiptğrler.Belli bir biçimi ve şekli olmayan bu canlılara ilk önce PPLO ( PLÖROPNÖMONİYE ) benzer organizmalar denmiştir.Daha sonra MİKOPLAZMA adını almıştır.
Prokaryotik hücrelerin içerisinde en küçük hücreler mikoplazmalardır.Mikoplazmaların en büyükleri0,1 ila 0,3nm.(nanometredir)Mikoplazmaların bazı türleri bitki ve hayvanlarda ,birlikte bulundukları bakteri,mikrop,virüs,viroidlere bağlı olarakhastalık yaparlar.Bazı türleri de insan ve hayvanların çeşitli mukozalarında yaşarlar.PPLO (plöropnömoniyeler)çok küçük olduklarından bölünmeleri hakkında pek bir bilgi yoktur.Bakteriler gibi kültürde yetiştirilebilirler.Bu noktada bakteriler üzerinde mitoz bölünmeyi Plöromitoza(eğri mitoz)neden olabilmektedirler.Bakterilerle girdikleri simbiyonize yaşam içerisindebakteri gücünü 136 ila 243 kata kadar çıkartabildikleri düşünülmektedir.
B5A SIVI ORGANİK GÜBREDE kullanılan bakteri, mikoplazmalar redükte edilerekve çeşitli enzimatik reaksiyonlarla bakteriyofaj ve ottofaj faaliyetlerinde sürekli döngü sağlanır.Aerobik bakteriler,anaerobik bakteriler ve mikoplazmalar bir birlerine bağımlı bi şekilde yaşamaları sağlanır.Dolayısı ile organik bileşikler oluşturulur.Bu organik bileşikler ilk etapta peptid.dipeptid.tripeptid ve polipeptid olarak solüsyon halde bakteri ve mikoplazma kompleksine kısmi verilir.Daha sonra organik bileşikler (ki bunlar her türlü iz element,protein ve aminoasit içerirler.)tekrarlanan birimlerin ve molekül zinciri biçiminde uzaması sonucunda oluşurlar.Tekrarlanan birimler MONOMER ,oluşan makrokoleküllere POLİMER,bu olayada POLİMERİZASYON denir.Karbonhidratlarda olduğu gibi monomerler hep aynıçeşit olabilir.Veya proteinlerde olduğu gibi 20 farklı monomer olabilir.
Protoplazmanın fonksiyonel ve yapısal özelliklerinden sorumlu olan makromoleküller ,proteinler,lipidler,karbonhidratlar ve nükleik asitlerdir.
ORGANİK MAKROMOLEKÜLLER MONOMER POLİMER
Proteinler Aminoasitler Polipeptid
Karbonhidratlar Monosakkaridler Polisakkarid
Lipidler Yağasitleri Polinükleotid
Nükleikasitler 4 çeşit nükleotid
B5A SIVI ORGANİK GÜBRE BÜNYESİNDE VE TOPRAKTA OLUŞTURDUĞU REAKSİYONLAR:
AÇIKLAMALAR:
Proteinler hücrenin en önemli organik maddelerinden biridir.(Yunanca en önemli veya 1.dereceden önemli anlamına gelir)Proteinler canlılık fonksiyonlarının sürdürülebilmesi için kesinlikle gerekli olan bileşiklerdir.Proteinlerin yapıtaşları aminoasitlerdir.Her aminoasitin ortak özellikleri,terminal bir amino grubu (-NH2)ve bir karboksil grubu (-COOH)ile birlikte C atomuna bağlı bir yan zincir ® bulunur.Aminoasitlerin ortak fomülü(NH-CHR-COOH)dır.Bazı aminoasitlerinde Birden fazla aminoasit ve karboksil grubu taşıdıklarından AMFOTER karakter gösterirler.Aminoasitler birbirleri ile önce gelen aminoasitin karboksil grubu , sonra gelen aminoasitin amino grubuna bir molekül su çıkacak şekilde bağlanır.Bu bağa peptid bağı denir.(-NH-CO-)Böylece iki aminoasit birleşerek dipeptid,üç aminoasit birleşerek tripeptid, ve proteinleri yapacakları zaman pek çoğu birleşerek polipeptidleri oluştururlar.
AMİNOASİTİN GENEL FORMÜLÜ
H
I
N2H- -C---COOH
I
R (yan zincir)
PROTEİNLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Proteinlerin ortak özellikleri aminoasitlerin sayısına,çeşidine ,aminoasitlerin polipeptid zinciri üzerindeki sıralanışlarına bağlıdır.20 çeşit aminoasit protein sentezi sırasında farklı sıralanmaları ile çok çeşitli proteinler oluştururlar.Aminoasitleri polipeptid zincirindeki farklı sıralanmaları nedeni ile her canlı organizma türü için özel olan protein tipleri vardır.Birininki diğerine uymaz.Bu nedenle gerektiğinde bir türden diğer bir türe aktarılışlarında problemler çıkabilir.Mesela kan verilişi sırasında ,hastaya verilen kan uygun olmadığında şok ve ölüm gerçekleşir.
Isınma,yüksek basınç,asidite gibi etmenler protein zincir yapısını bozar.Buolaya (DENATÜRASYON) denir.Denatürasyona etki hafifse,normal koşula dönüşte yapı eski halini alabilir.Bu olaya (RENATÜRASYON) adı verilir.Denatürasyonda etki kuvvetli lse değişiklik geri dönmez.Tek yönlüdür.Buna da (İRREVERZİBL) denir.
Aminoasitlerin oluşturduğu polipeptid zinciri protein molekülünün (PRİMER YAPISI) nı oluşturur.Primer bazen düz doğru şeklinde (LİNEER)olsa da çoğu kez katlanmalar yada esas zincire dik,yan zincirlemeler biçiminde değişiklik olabilir.Buna prıteinlerin (SEKONDER YAPISI)denir.Polipeptid zincirinin Yün yumağını andırırşekilde katlanma,büklme ve çeşitli bağlanmalarla bir arada tutuluşlarında ,proteinlerin (TERSİYER YAPISINI)oluşturur.Proteinlerin primer,sekonder ve tersiyer yapılarında yalnız bir polipeptid zincir vardır.Eğer bir protein yapısında iki veya daha fazla zincir varsa proteinlerin ‘dördüncü (KUATERNER) ‘yapısından söz edilir.İki veya daha fazla polipeptid zinciri birbirine eşit veya eşit olmayabilir.Her iki durumda da birbirlerine zayıf bağlarla bağlanmışlardır.
ÖRNEĞİN; Hemoglabin molekülünde 2 alfa (a) ve iki beta ( β)zinciri olmak üzere dört polipeptid zincir mevcuttur ve 600 aminoasit yerleşmiştir.
MİKROORGANİZMALAR
BAKTERİLER: Bakterilerin birçoğu serbest yaşarlar, bir kısmı hayvan ve bitkilerde asalak veya simbiyonize(ortak yaşam)şeklinde yaşarlar.Bir bakteri yaklaşık olarak bir mitokondri büyüklüğündedir. Bakteriler ökaryot hücreler gibi kültürlerde yetiştirilebilir veya üretilebilir. Bakteriler dış taraftan protein, lipit ve polisakkarid moleküllerinden oluşan 10nm.(nano m.)kalınlığında ve seliloz içermeyen oldukça sert geçici permeabl kabiliyetine (geçirgenlik) özelliğine sahip bir hücre çeperi ile çevrilidirler.
Her hücre çeperi şekil ve dayanıklılık verir. Hücre çeperinin altında lipoprotein yapıda seçici geçirgen(semipermeabl) bir plazma zarı bulunur. Elektro mikroskop ile görülebilen ve bakterilerin ortasında elektronca az yoğun bölge veye bölgelere NÜKLEOİD adı verilir.Nükleoid okaryotik hücrelerin nükleolusuna eş değerli bir benzeridir.Nükleolid te; onu saran bir zar, nükleolus ve mitoz bölünmez. Dokunulmamış bir bakteride nükleoid belirgin değildir. Nükleoid bölgesi onu iyi görümesini engelleyen RNA(Ribo nükleik asit)’nin asitler ve RNaz(Ribo Nükleaz)la giderilmesinden sonra, yapılan boyamalarla belirgin olarak görülebilir. Nükleoid ‘te bakteri kromozom’u olarak kabul edilen 100-150 nm uzunluğundaki ikili sarmal yapıda bulunan ve çember biçimde bakteri deoksiribonükleid asit(DNA) bulunur.NÜKLEOİD bir zarla sınırlandırılmadığından, bakteri DNA’sı, bakteri protoplazması içinde serbesttir.
Bakteri DNA’sı Histon tipinde protein içermez. Fakat poliamin denilen ve amino grupları içiren küçük moleküller bakteri DNA’sının birtakım fosfat gruplarına bağlanma kabiliyetine sahiptirler.Bakteri Kromozomuna ek olarak bazı bakteriler otonom olarak ve replike olarak, küçük, extrakromozomal ve sirküler bir DNA molekülleride içerebilirler. Bu moleküle PLAZMİD denir. Plazmid ler en çok gen mühendisliğinde kullanılırlar.Plazmidlerin bazı çeşitleri bir takım antibiyotik ve kimyasallara karşı dirençli genleri oluştururlar veya içerirlerç. Bakteri protoplazması oldukça Homogen bir yapısı vardır. İçerisinde vakuol buunmaz ve AMEBOİD hareket görünmez. Bakteri protoplazması içerisinde Bakteri ribozomları bulunur. Bu Ribozomlar Ökaryetik hücrelerin sitoplazmik ribozomlarından farklıdır. Bakterilerdede Riboomlar Ökaryotik hücrelerin sitoplazmik ribozomları gibi protein sentezleme(yapma ve yıkma) merkezleridir.Bakterilerde Golgi Aygıtı, mitokondri ve kloroplast gibi organeller yoktur. Solunumları ile ilgili enzinler plazma zarı üzerine yerleşmişlerdir. Hücre zarının bazı yerlerinden içe doğru eldiven parmağı gibi çökmesi ile oluşan mezozomların mitokondri gibi görev ve faliyet yaptığı düşünülmektedir.Ökaryot hücrelerde solunum enzimleri, stoplazmada zarla çevrili organeller içerisinde bulunurlar
TOPRAKTAKİ PROTEİN BAĞLARI
Toprakta veya organizmalardan protein bağlarında çeşitli bağlanma tipleri vardır.Polipeptid protein zincirlerinin prşmer yapısında –S-S- köprüleri veya kovalent bağlarla bağlanırlar.Proteinler ikinci ve üçüncü yapılarında iyonik yada elektrostatik bağlar,hidrojen bağları,ayrıca yan zincirler arasında VAN-DER WAAL kuvvetleri gibi zayıf bağlarla bağlanırlar.Mikroorgan,zmal yaşantı olmayan topraklarda –S-S- köprüleri veya kovalent bağlar veya van der waal kuvvetleri olmadığından protein bağlama veya protein işlevi olmamaktadır.Dolayısı ile toprağın protein depolaması özelliği olmadığı için,mikroorganizmal yaşantı olmayan topraklarda bitkilerin protein sentezini oluşturması imkansızdır.
Proteinleri bir başka özelliği de taşıdıkları elektrik yüklerine de göre davranışlarıdır.proteinler uçlarındaki –NH3– ve COO – yüklü gruplarından başka dikarboksilik ve diamino –aminoasitlerde içerdiklerinden asit bir ortamda proteinin amino grupları hidrojen iyonu kazanır ve baz g.b. reaksiyon gösterir.-NH2-+H NH3-alkali bir ortamda bulunur tersi olur ve karboksil grupları iyonlarına ayrılır.-COOH COO H
Canlılık özelliği olmayan her dokuda proteinler ortak veya proteine has özelliklerni ,reaksiyonlarını gösteremezler.Çünkü bu tür toprak veya özelliğini kaybetmişdokular nötrdür.Nötr olan her zeminde protein sentezi,mikroorganizmal yaşam ve oluşum olmaz.Müdahele olmadıkça.
Her proteinlerin belli bir pH da taşıdığı (+)(-) elektrik yüklerinin toplamı birbirine eşit Yani 0 olur.Bu pH yada o proteinin İZOELEKTRİK noktası denir.İzoelektirk noktada olan bir protein bir protein ,elektrik alanının içerisine yerleştirilirse pH hiçbir kutuba doğru hareket etmez ;oysa izoelektrik noktasının altındaki pH da bu proteinin katoda,,yüksek pH da anota göçer .Bu göçüşe ELEKTROFEZ denir.
Proteinler hidrolizlendiklerinde pepton,polipeptd ve aminoasitlerine ayrılırlar.Proteinler biçimlerine göre ikiye ayrılırlar.İpliksi proteinler (fibrilli ),küresel proteinler.Proteinlerin çoğu küresel(globüler)tiptedir;çünkü protein uzunluğu boyunca çeşitli ve belirli noktalarındankıvrılma katlanmalarla globüler yapı oluştururlar.Proteinler kandi aralarında Basit proteinler ve birleşik proteinler olmak üzere ikiye ayrılırlar.
BASİT PROTEİNLER:Basit proteinler hidrolizlendiklerinde yalnız aminoasitlere ayrılırlar.Bu gruba giren proteinler şunlardır:
ALBÜMİNLER:Hayvan ve bitki hücrelerinde fazla miktarlarda bulunurlar.Suda erirler,ısıtılınca pıhtılaşırlar.Albüminlere örnek olarak;ovalbümin,serum albümin,laktal albümin,insülinsayılabilir.
GLOBÜLİNLER:Suda çok az erirler veya hiç erimezler.Doğal tuz çözeltilerinde erirler.Isıtılınca pıhtılaşırlar.Bunlardan bazıları serum globülin miyozindir.
HİSTONLAR VE PROTAMİNLER:Suda erimezler lakin sulu asit ve alkali çözeltilerde erirler.Buğday,arpa,pirinç tanelerinde bulunanlar bunlardan bazılarıdır.
SKLEROPROTEİNLER:Bu gruba giren proteinler erimeyen ve heterojen olan fibrilli yapıdaki hayvansal proteinler Kollagenler,elastin ve keratindir.
BİRLEŞİK PROTEİNLER:Bu proteinler basit proteinlerin PROSTETİK grup adı verilen başka bir madde ile birleşmesi sonucu oluşurlar.Hidrolize edildiklerinde aminoasitler ile aminoasit olmayan maddelere ayrılırlar.Birleşik proteinler arasında nukleoproteinler,mukoproteinler ,glikoproteinler fosfoproteinler ,metaloproteinler (kromoproteinler) ve lippoproteinler sayılabilir.
NÜKLEOPROTEİNLER:Nukleoproteinler histon yada protamin gibi bazik proteinler p
rostetik grup olarak nükleik asitlerle birleşirler,böylece nukleoproteinler oluşurlar.
NUKLEOPROTEİNLER (GLİKOPROYEİNLER): Basit proteinler prostetik gruplar olarak karbonhidratlarla ,genellikle de polisakkaridlerle birleşirler.Sığır pankreasından salgılanan deoksisbonukleaz(DNaz),RİBONUKLEAZ(RNaz),plazma hücrelerinin saldığı immünoglobulinler gibi çeşitli albumin ve globulinler aslında mukoproteindirler.Kan grupları proteinleri ,tükrük bezleri ve sindirim sisteminin mukus bezleri salgılarıda bu tip proteinler sınıfına girerler.
FOSFOPROTEİNLER:Prostatik grup fosfatlardır.Pepsin,kazain,ve vitelin bu gruba girer.
LİPPOPROTEİNLER:Dokuların ortak olan yapı taşlarıdır.Bunlarda prostetik grup olarak lipid,protein molekülüne bağlanırlar.(örtülü lipid)LİPPPROTEİNLER çeşitli hücresel zarlarda ,nukleusta ve kanda bulunurlar.
METALOPROTEİNLER(KROMOPROTEİNLER) de basit proteinler prostetik grup olarak metal molekülleri ile birleşirler.Kromoprotein adı renkli olduklarından verilmiştir.bunlar içinde en iyi bilineni hemoglobindir.(porfin+hem),prostetik grup olarak Fe(demir) içerir.HEMOSİYANİN ve KLOROKRUORİNLER de prostatik grupCu(bakır),klorofilde Mg (magnezyum)içerir.Renkli sitokromlar,flavoproteinler ve miyoglobulinler de bu gruba girerler.
Proteinlerin özelliklerini kısa da olsa inceledik.Bitkilerin yaşamsal faaliyetlerinde olmazsa olmazı makro ve mikro elementleri inceleyelim.Lakkin her şeye rağmen protein türlerinde makro ve nikro elementler mevcuttur.Proteinler topraktaki ve orgnizmalardaki farklı dizilişleri yönü ile çok farklı replikasyon ve reaksiyonlarda bulunurlar.Çünkü DNA ve RNA gibi genetik moleküller bile yapıları hemen hemen aynı(kendi türlerinde)olmasına rağmen çok farklı reaksiyonları olduğu gerçektir.
MAKROELEMENTLER:
AZOT (N): Azot genelde havada serbest halde ve toprakta yaşamsal özelliğini kaybetmiş canlılar yolu ile toprağa geçer.Kimyasal yollarla elde edilmiş azot bitki tarafından tamamen kullanılması imkansızdır.Bu nedenle bitkiler üzerinde zararlı azot denilen farklı iyonları birikmektedir.
Azot bitki tarafından nitrat(NaNO3,KNO3,NH4NO3,CaNO3)ve NH+4 iyonları şeklinde alınır.Bitkilerde iyonları yapma veya parçalama özelliği yoktur.Azot elementinin her türlü azot formatlarını işleme yetisi ve gücü mikroorganizmalardadır.(azotobacter aglila)Bitki beslenmesinde çok önemli olmasına rağmen toprakta azot hemen hemen hiç yoktur.Azot purin, pirimidin,porfirin,koenzim gibi önemli moleküllerde bulunmaktadır.Böylece protein sentezi için gerekli Nükleik asitlerin RNA veDNA sında,aminoasitlerde,klorofil ve sitokromda ve bir çok enzimlerin yapısında bulunur.Azot elementi fosfor elementi ile yakın ilişkilidir.Ortamda azot azken fosfor alımı yüksek,azot yüksekse fosfor alımı az olur.
Bitkilerde azot eksikliğinin ilk göze çarpan belirtisi (semptom);yapraklarda klorofil kaybına neden olan klorosisdir.Bu semptom önce yaşlı yapraklarda ,sonra üstteki çok aktif büyüyen yapraklarda görülür.Bu durum alttaki yaşlı yapraklardan üstteki genç uapraklara azot taşındığının işaretidir.Bir çok bitki türlerinde azot eksikliğinin en önemli özelliklerinden biride klorofilden başka pigmentlerin oluşmasıdır.Bu pigmentler klorofil yapısına yakın pigmentlerdir.Bu nedenlerden dolayı bitki klorofil eksikliğinde solunum bazlarını az da olsa devam ettirebilmesi için,zararlı olsa da bir takım oluşumlar ve yapılaşmalar yoluna gidecektir.Klorofil haricindeki pigment oluşumlarına örnek;domates bitkisinde yaprak ve damarlarında petiyole antosiyon oluşması ile mor ve mora yakın renkler gözlenir.Aynı olay bazı bitkilerin gövdesinde gözlenir.(mısır)Toprakta azot eksikliği aynı zamanda toprağın yapısını da etkiler.Çeşitli mikroorganizmaları oluşumu,pH,toprakta element ve organik madde oluşumu gibi.
Toprakta mikroorganizmal yaşam ornı çok düşükse ,gübre maksatlı atılan her türlü kimyasal nitrat ve azot içerikli gübreler bitkilerde zararlı azot olarak birikme yapacaktır.Örneğin pancar bitkisinin7 kilosundan bir kilo şeker elde edilirken şu anda Kütahya pancarının 10_11 kilosundan bir kilo şeker elde edilir hale geldi. -
FOSFOR (P): Fosfor bitkilerce anorganik monovalent (H2PO-4)ve bivalent (HPO4- 2)gibi fosfat iyonları şeklinde alınır.Düşük pH lı topraklarda H2PO4- iyonu,yüksek pH lı topraklarda HPO4-2 iyonu şeklinde bulunmaktadır.Topraktaki mevcut fosforu kontrol eden eymenler,toprağın pH ı erimiş aliminyum ,demir,kalsiyum ,anyon alış verişi ve mikroorganizmaların varlığıdır.Fosfor nukleik asitlerin ,fosfolipidlerin ,koenzim NAD,NADP,ATP nin,şeker fosfatların,bazı bitkisel proteinlerin ve diğer yüksek enerji bileşiklerininyapısına katılıurlar.Solunumdan elde edilen oksidatif enerjidengeli fosforilatif enerji haline sokulur.Fosfor en fazla aktif büyüyen merstematik bölgelrede olgunlaşan meyve ve tohumlarda bulunur.Fosforun azotla yakın ilişkisi olduğundan ,fosforlu gübre uygulaması bitkide azot dengesini bozmaktadır.Bitkilerde fosfor eksikliğinin bir çok belirtileri vardır.Fosfor sksikliği,gelişmemiş yaprak yaprak dökülmesine,gövde ve yaprak damarlarında mor yada kırmızı renkli antosiyon sentezine neden olur.Aşırı azot eksikliğinde bitkilerde büyüme durur.yaprak petiyole olur ve meyve üzerinde ölü(nekrıtik)bölgeler gelişir.Yapraklada karakteristik koyu yeşil renklenme görülür.Fosforu eksik domates bitkisi gövdesindeki anatomik incelemelere göre öz dokusunun fazlalığına karşılık vaskular doku azalmaktadır.Yapılan araştırmalara göre ayçiçeği,soya fasulyesi,siyah hardalda fosfor eksikliği aşırı karbonhidrat birikmesine neden olduğu tespit edilmiştir.
Mikroorganizmal yaşantı olmayan topraklarda fosfor ve azot alımı ya yok olmakta,yada dengesizleşmektedir.Bunun sonucunda 2007 ekim döneminde olduğu gibi bitki büyümesi hemen hemen durmuştur.Fosfor ve azot dengesizlğinin bir diğer önemli sebebi de esterli ve aminli yabancı ot ilaçları,böcek ilaçları ve kimyasal zirai ilaçlar ,yanlış gübreleme,kimyasal ve yoğun gübrelemelerdir.KALSİYUM (Ca):Kalsiyum elementi toprakta bol bulunur.Özelliklekalsit(CaCO3)şeklinde kurak ve yarı kurak bölgelerde mevcuttur.Çözünemeyen Ca fosfat tuzları alkali topraklarda bulunur.Bitkilerde kalsiyumun en önemli rolü kalsiyum pektat şeklinde hücre çeperinin yapısına katılmasıdır.Bitkilerde kalsiyumun çoğu yaşlı lapraklarda bulunur.Hücre çeperinin orta lameli kalsiyum,mağnezyum,pektattan oluşmuştur.Örneğin lipidik bir bileşim olan kalsiyum lesitinin hücre membranlarının organizasyonunda rol oynadığı görülmüştür.bitkikerde kalsiyum ,kalsiyum oksalatın suda eriyen kristalize şeklinde bulunduğu anlaşılmıştır.Ayrıca kalsiyum (Ca)diğer organik asitlerle birleşerek tuzları oluşturur,bazende proteinlerle birleşerek komplexler teşkil eder. Vakuol sıvısında kristaller halinde organik asitlerle birleşmiş olarak da bulunur.Kalsiyum oksalat ayrıca yüksek konsantrasyonları fazla bulunan diğer tuzların zehir etkilerinin önlenmesinde rol oynar.Kalsiyum fosfolipaz adenozin fosfatazve adenin kinaz gibi enzimlerin aktivatörü olarakta iş görür.
Bitkilerde kalsiyum eksikliğikromozmom yapısını ve stabilizesini etkileyerek anormal mitoza neden olur.Bununla beraber az miktardaki kalsiyum (Ca)normal mitoz için gereklidir.Buğday köklerindeki mitokondri sayısının azalması kalsiyum eksikliği sebeblidir.Pamuktaki kalsiyum eksikliği yapraklarda karbonhidrat düzeyini arttırırken gövde ve köklerde azaltır.Kalsiyumu eksik domateslerde kökler kısa ve küt ,ayrıca kahverengi olur.Genç yaprakların bükülmesi kalsiyum eksikliğinden olur.Kalsiyum eksikliğinin belirtileri genç yapraklarda ve büyüyen uçlarda çok çapıcı olmakla beraber ,yaşlı dokular bundan pek etkilenmez.Kısaca kalsiyum eksikliğinin bitki gelişimini durdurduğu kromozom anomalitelerine ve mitokondri sayısında tipik kök azalmalarına neden olduğu tespit edilmiştir.
POTASYUM (K): Potasyum genellikle bitkilerde eriyebilen anorganik tuzlar halinde bulunur.Ve organik asitlerle de tuzlar oluşturulur.Potasyumun en büğyük konsantrasyonu bitkinin hızlı büyüyen tomurcuk,genç yaprak ,kök uçları gibi meristematik bölgelerde bulunmasıdır.Yaşlı dokulardan meristematik bölgelere taşınma özelliği mevcuttur.Potasyum(K)esasında bazı peptid bağlarının sentezinde rol oynayan enzimlerin aktivatörü olarak iş görür.Potasyumun metabolizmada esas rolünün katalitik olduğu bilinmektedir.Potasyumun esas faktörünün stomaların açılıp kapanması rolüdür.
Potasyum eksikliği soluınum ,fotosentez,klorofil gelişmesi ve yaprakların su içeriği gibi olayları etkiler.Potasyumun eksikliğinin bitkiler üzerindeki ilk belirtisi protein sentezinin zarar görmesi ve takiben solunum bozukluğundan dolayı karbonhidratların birikimidir.Bir takım bitkilerde apikal dominans potasyumu eksik koşullarda zayıflar Apikal dominans zayıflığı apikal tomurcuğun zarar görmesine bağlanabilir.Bitkilerde potasyum eksikliğinin en belirgin özelliğiyapraklardaki benekli klorosistir.Sonra yaprağın uç ve kenar bölgelerinde nekrotik bölgeler gelişir.Bu hal potasyumun hareketliliğinden dolayı övcelikli çok olgun yapraklarda görülür.Zamanla genç yapraklara doğru yaygınlaşır.Bitki gövdelerindeki internodyumlar kısalarak bitki bodurlaşır.
Toprak ıslahıda kullanılan potasyumlu gübreler bitki büyümesini gelişmenin duraklamasını;toprak yapısına göre olumlu veya olumsuz etkileyebilir.Genelde restriksiyon üretilen gübreler ,molekül yapıları tabii element moleküllerinden çok farklıdır.Kimyasallarda tabii elementin molekül yapısına yakın uygunlukta üretim yapılır.Hatta bazı molekül dizilişlerinin sağlanması için katalizör amaçlı bir takım element veya sistemler kullanılır.Bu nedenlerden dolayı bitkiler her koşulda potasyumu aynı düzeyde kullanmaz veya hiç kullanmadığı görülmüştür.
MAGNEZYUM(Mg): Magnezyum toprakta suda çözünen ,şekil değiştiren ve farklı elementlerle tespit edilmiş şekilde bulunur.Magnesit(MgCO3),olivin,((mGfE)2sio4) VE DOLOMİT(MgCO3,CaCo3)gibi minareler halinde fiske edilmiş magnezyum bitkilerin büyümesi için yeterli miktarlarda bulunur.Bundan dolayı dolomit ve ürünleri en ekonomik magnezyum gübreleridir.Bitkilerde magnezyum fotosentez ve karbonhidrat metabolizması gibi çok önemli iki görevi vardır.Magnezyum klorofil yapısına girer.Ve fotosentezde etkilidir.Karbonhidrat metabolizmasında rol oynayan bir çok enzimler ,aktivatör olarak magnezyuma ihtiyaç duyar.Magnezyum nukleikasit sentezinde ve CO2 sentezinde ve CO2 fiksasyonunda enzimlerinden fosfoenol piruvat karboksilaz ve ribuloz -1.5Bifosfat karboksilaz enzimlerinin aktivitesinde iş görür.Ribozomal partiküllerdeki alt birimleri birbirine bağlayarak ribozomların kararlılığını sağlarMagnezyum eksikliği yeşil bitkilerde yaprakların damarları arasında görülen herosistir.Hareketli bir element olduğundan sararma önce alt yapraklarda sonra en uç yapraklara ulaşır.Genellikle klorosis yapraklarda antosiyan belirimi ile ilgildir.Sonuçta nekrotik bölgeler ortaya çıkar.Domateste magnezyum fazlalığı floem gelişmesini önleyerek parankima hücrelerini çoğaltır.Eksikliği ise kolerenkima gelişimine sebeb olur.
Bütün bunlar bitkilerde oldukça az görülen nadir olaylardır.Çünkü Türk çiftçisi yıllardır topraklarını dolomit ile gübrelemiştir. Toprakta fazla magnezyum birikimi ,magnezyumun karakteristik özelliği gereğince çeşitli tuzlar halinde birikme yapacak,bu aşırı birikmeyi toprak önleyemeyecektir.
KÜKÜRT(S): Kükürt elementi bitkiler tarafından topraktan sülfat (SO4-2)iyonları şeklinde alınır.Bazı mikroorganizmalar biyolojik oksidasyonla küküdü organik şekilden sülfat iyonu (SO+_’)haline dönüştürerek (SO+_’)nu yüksek bitkilerin absorbe etmesini sağlarlar.Bitkilerin bir diğer kükürt kaynağı da atmosferdeki kükürtdioksittir.Havadaki kükürt yağışla toprağa ulaşır.Kükürt sistin, sistein metionin gibi aminoasitlerin yapısına girerek protein yapımına iştirak eder.Ayrıca biotin ve tiamin süfür taşıyan vitaminlerdir.Bu maddeler bitki gelişiminde çok önemlidir.Kükürt sülfidril (-SH)gruplarında da bulunarak bulunarak bir çok enzimlerin ve koenzimlerin aktivasyonu için önemlidir.Ayrıca kükürt fotosentez de azot metabolizmasında ve fere doksin sentezinde Fe S proteinler halinde önemlidir.Kükürt lahana da yüksek kosantrasyonda bulunurken,hardal yağı glikozidinde (sinigrin )yapısına girer.Bu madde hardal,sarımsak ve soğanın özel kokusunu verir.
Bitkiler de kükürt eksikliği belirtileri Azot(N)eksikliğindekine benzer.Klorosis ilk önce genç yapraklarda görülür,sonra yeşil renk kaybı diğer yapraklarda izlenir.Kükürt eksikliğinde nişasta ,şeker ve eriyebilen (seluble)azot birikirken redüklenmiş şekerlerle azalır.Böylelikle seluble azotun çoğalması,protein sentezinin engellenmesi ve proteolitik aktivitenin çoğalmasına bağlanır.
DEMİR(Fe): Demir bitki metabolizmasında çok sayıda önemli fonksiyonlara sahip bir elementtir Genellikle demir (Fe) bitkiler tarafından topraktan Feri (Fe+3) şeklinde alınıp bitkide redüklenerek ferro(Fe+2) Halide fizyolojik olarak aktif hale geçer.Bitkinin demire (Fe)gereksinimi çok olmasına rağmen bu ihtiyaç mutlaka gereklidir.Bitki tarafından alınan demir toprağın pH sı tarafından kontrol edilir.pH düşük (asite)topraklarda demir bitkilerce kolayca alınırken,pH sı yüksek tpraklarda (bazik)demir bol bulunsa dahi bitkiler tarafından alınamaz.Ve demir eksikliği olan bitkiler yetişir.Laki demir bol toprakların pH sı düşük (asidik)ise demir zehir etkisi yapabilir.Demir klorofil maddesinin yapısında bulunmasa da bu maddenin sentezi için gerklidir.Demir kloroplasy proteinlerinin setezinde,özellikle klorofil sentezinde rol oynayan enzimler için gereklidir. Mitokondrilerde elektron taşınım zincirinin sitokrom oksidazlarının aktif grubunun demir olduğu bilinmektedir.Biyolojik oksidasyonlarda rol alan flavo proteinlerin yapısında yer almaktadır.Aynı zamanda demir ,demir siyojkrom ,peroksidaz ve katalazları içeren demir porfirin proteinlerinde de bulunur.Böylece demir çok yönlü fonksiyona sahiptir .
Demir eksikliğinin en kolay gözlenen belirtisi genç yapraklardaki klorosistir.Çok olgun yapraklarda klorosis görülmemesi,bitkide demirin hiç hareket etmediğini gösterir.Böylece genç yapraklar demiri yaşlı yapraklardan çekemez.Özellikle plastidler demir eksikliğinden yapı bakımından çok etkilenir.Demir bitkilerde olmazsa olmazlardandır.Çok yönlü ve hayati önem taşıyan protein yapılarında ve sentezlenmelerinde rol oynadığı için gereklidir.Kullanılan kimyasal gübre ve zirai ilaçlar demir dahil her türlü makro ve mikro elementleri,proteinleri solunum bazlarının aktifliğinde ket vurucu etmenler olduğu bir gerçektir.Yapılan araştımalarda nisan mayıs aylarında yabancı ot ve haşarat ilaçlarının yoğun kullanıldığı dönem olduğu tespit edilmiş ve bu dönemin etkilerinin kış aylarına kadar devam ettiği görülmüştür.Bu nedenlerden dolayı küresel ısınma ,iklim değişiklikleri,yağmur oranlarında dengesizlik v.s. gibi iklimsel ve küresel olumsuzlukların oluştuğu tespit edilmiştir
M İ K R O E L E M E N T L E R
BOR(B): Borun bitkilerdekibelirtileri ve bitki metabolizmasındaki rolü açıkça henüz anlaşılamamıştır.Bor topraktan BO3-3 yada B4O7-2 şeklinde alınır.Bor bitkide karbonhidrat taşınımında görevlidir.Borat iyonları şekerle kolayca komplexe girer.Böylece şeker borat komplexi olarak hücre membranlarında kolayca hareket eder.14C- işaretli sakarozla yapılan deneyde şekerin alınması ve taşınması Bor eksikliğinde gecikmektedir.Bor eksikliğinden birkaç saat sonra oluşan ilk belirgin sempton,filiz uçlarının ölümüdür.Meristemlerin ölmesi çiçeklenmenin olmaması ve kök büyümesinin gerilemesi en belirgin özelliklerdir.Çünkü mitotik aktivitenin fazla olduğu bu bölgelere şeker taşınamamaktadır.Böylece bitkilerde Bor eksikliğinin genel özellikleri gövde ve kök uçlarının ölmesi ve çiçek obsisyonudur.Bütün bu belirtiler şeker eksikliği ile ilgilidir.
ÇİNKO(Zn): Çinko bitkide indol-3-asetik asitin (İAA)biosentezinde görevlidir.Çinkosu eksik domatesin oksin içeriği önemli miktarda azalırken bu bitkilere çinko katılması İAA içeriğinde önemli bir çoğalma sağlar.Ayrıca oksinin öncü maddesi olan triptofan sentezi çinko eksikliğinde azalır.Çünkü çeşitli enzimlerin aktivatörü olarak bitki metabolizmasına iştirak eder.Karbonik anhidraz ilk çinko içeren enzim olarak keşfedilmiştir.Alkolde hidrogenaz ve piridin nukleotid çinko içeren diğer enzimlerdir.ayrıca heksogenaz gibi fosfat transfer eden enzimlerin aktivatörü olarak da iş görür.Çinko eksikliğinde aminoasitler ve ve amidler gibi soluble azotlu bileşikler birikir.Böylece çinkonun protein sentezinde önemli rol oynadığı sayılabilir.Çinko eksikliğinin ilk belirtisi yaşlı yaprakların damarları arasında klorosis oluşturmasıdır.Sonra beyaz nekroyik benekler oluşur Küçük yapraklar yaprak rozetleşmesi ve kısalmış internodyumlardır.Çinko eksikliğinin en beligin tanımı küçük yapraklardır Halk arasında buna küçük yaprak hastalığı denir.Ayrıca çinko eksikliği turunçgil meyvalarının gelişmesinde fasuye ve bezelye tohumlarının veriminde azalmanın sebebidir.Kök ve uç meristem lerinde bozulma ve çürüme ortaya çıkar.
Bilindiği gibi topraktaki bütün iz elementler protein zincirleri ve kısaca ekolojik denge dediğimiz geri dönüşüm mekanizması ve yenileme faaliyetlerinde en büyük görev mikroorganizmalar tarafından üstlenilmiştir.Mikroorganizmalar tarafından geri dönüşüme kazandırılamayan metaryeller birikinti konumuna geçerek tabiatta kullanılmaz hale getirilerk depo edilecektir.Tıpkı kan hücrelerinin yapımı yıkımı esnasında gerekli maddelerin (Fe)sürekli geri dönüşümü ve kullanımı gibi.
MANGANEZ(Mn): Manganezin bir çok şekli toprakta bulunur.Yalnız Mn+2iyonu halinde bitkiler tarafından alınır.Çok düşük konsantrasyonlarda olsa bile bitkilerde zehir etkisi yapar.Manganez solunum,azot metabolizmasındakifonksiyonu enzim aktivatörü ve krebs çemberi reaksiyonlarının en önemli elementlerinden birirsi olmasıdır.Ayrıca nitrat redüksiyonunda nitrik redüktaz enzimlerinde de aktivatörrolü oynar.Manganez İAA nın parçalanmasında yada oksidasyonunda da rolü vardır.Manganezin en önemli faaliyeti fotosentezin ışık reaksiyonunda sudan klorofile elektron transferidir.Manganez eksikliğiyaprağın damarlar arası bölgelerinde klorosis olması ve nekrotik lekelerin oluşmasıdır.Bu belirtiler önce genç yapraklarda ortaya çıkar.Fasulye ve bezelye tohumlarının kotiledonlarında kahverengi nekrosis de görülür.Manganez eksikliğinde kloroplastlar klorofillerini ve nişasta tanelerini kaybeder,sararır vakuolleşir ve en son parçalanır.
KLOR(Cl): Bitkiler klorü klorür iyonu halinde alır.Bazı bitki çeşitlerinde klor büyümeyi teşvik ederken ,bazılaranda da engel olurlar.Klor etkisinin iyonik münasebetler yolu ile olduğu ileri sürülmektedir.Toprağın tuzundan dolayı klor elementi ile ilişkileri yönünden halofit bitkiler klor iyonununfazlalığına özel uyum göstermişlerdir.Klor mikroelement olmasına rağmen oldukça etkili bir maddedir.Bitkilerde osmos ve anyon-katyondengesinde önemli etkiliğe sahiptir.Klor eksikliğinde bitkiler solar,kök büyüyemez,ve meyve gelişmesi zayıflar.
BAKIR(Cu): Normal bitki metabolizması için bakırın gerekliliği henüz kesin değildir.Bakır elementi fenolaz,laktaz,askorbik asit,oksidaz gibi bir çok önemli enzimin aktivatörü olarak katalitik rol oynar.Bakır fotosentezde de aktiftir.Örneğin fotosentezde elektron taşıyıcı olarak iş gören plastsiyonin bakır içeren bir proteindir.Bakır eksikliğinin en belirgin semptomlarıeksamtema ve reklamasyondur.Eksamtema meyve ağaçlarındaki bir hastalıktır.Yaprak ve meyve üzerinde gummosis sonucu parlak kahverengi lekeler oluşur.Reklamasyon tahıllarda görülen bir hastalıktır.Yaprak uçları sararır,tohum oluşmaz.Çok aşırı koşullarda yapraklar dökülür ve bitki solar.
SİLİSYUM(Si):Bazı bitkiler tarafından gereksinim duyulan bir elementtir.Silisyum pirinç ve darı bitkisinin büyümesi için kültür ortamında silisyum katılması gereklidir.Çeşitli alglerde (eguisetum ve gramineaellerde)bu element fazla miktarlarda bulunmaktadır.Silisyum ilavesinin bitkide toksit etkili olan manganez ve demiri çökelterek normal gelişmeyi sağladığı ileri sürülmektedir.
SODYUM(Na): Bu elementin bitkiler için gerekli olmadığı düşünülmekle beraber bazı deniz alglerinin büyümesi için varlığı şarttır.Çeşitli mavi yeşil algler ve yüksek bitkilerin büyüme ve gelişmesi için sodyum(Na)gereklidir.Potasyum(P)ve klor(Cl)gibi osmos ve anyon-katyon dengesinde önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.Özellikle halotif bitkiler bu elementi topraktan absorbe edip yaprak yüzeyindeki tuz salan bezlere aktif bir şekilde taşıyarak dışarı verip toksik eykisinden kurtulmaktadır.Ayrıca C4fotosentetik yoluna sahip bitkilerin sodyuma olan ihtiyaçları da araştırılmaktadır.
ALİMİNYUM(Al): Özellikle asitik toprakta bol bulunan toksit etkili bir elementtir.Yüksek konsantrasyonda aliminyum fosfatı çökeltip,bitki için kullanılmaz hale getirir.Bu sebeble fosfor eksikliğine sebeb olur.Ortanca çiçeklerin renklenmesinde aliminyumun rolü vardır.Mavi çiçekler her zaman,pembe çiçeklere kıyasla her zaman fazla aliminyum içerir.Lakin ortancanın toprağına eriyebilen aliminyum verilse pembe çiçeklerin maviye dönüştüğü görülebilir.
MOLİBDEN(Mo): Molibden elementi azot fiksasyonu ve nitrat asimilasyonunda rol oynar.Bu element yüksek konsantrasyonlarda toksit etkilidir.çok düşük miktarlarda bitki için elverişlidir.Molibden eksikliğinin en genel belirtisi kloroplastlardaki bozukluktur.Ve fosfor metabolizmasında rol oynadığı düşünülmektedir.Molibden eksikliği bitkilerde askorbik asit konsantrasyonunda bir düşüşe neden olur.Molibden eksikliğinin gözle görülen belirtileri yaşlı yapraklarda damarlar arasında klorosisin başlaması ve takiben kenarlarda nekrosis görülmesi ve yaprağın kurumasıdır.Ayrıca çiçek oluşumuna da engel olur.
KOBALT(Co): Kobalt vitamin B12 nin bir bileşenidir.Az sayıda mavi yeşil alg ve bazı hayvanlar tarafından ihtiyaç duyulur.Bu element baklagillerin kök yumrularında azot bağlanmasında rol oynayan bakterşler için gereklidir.Bitkilerde kobalt toksitesi bir çok örneklerle gösterilmiştir.
SELENYUM(Se): Bazı bitkilerde kükürdün analoğu gibi hareket eder.Bitkiler bu maddeye çok iyi tolerans gösterir.Bir takım bitkilerse fosforun zehir etkisini selenyum ile geri çevirebilmektedir.
GALYUM(Ga): Bir fungus türü olan Aspergilhus Nigar ve lemna minar çok düşük düzeylerde bu elemente ihtiyaç duyar.Lakin bu gereksinim henüz kesinlik kazanmamıştır.
VANADYUM(V): Özellikle bir yeşil alg olan Scenedesmus çok düşük vanadyum varlığında iyi gelişme gösterir.Azot fiksasyonunda da molibdenle yer değiştirip etkili olabileceği düşünülmektedir.
İYOT(İ)KROM(Cr)FLOUR(F): İyot bazı bitkilerde iz halinde yeterlidir.Krom bazı enzimlerin aktif grubu olarak bitki metabolizmasına katılıp oksidaz< ve peroksidaz yapılarında yer alır.Flour asitik topraklarda bitkiler tarafından alınır ve fazla absorbsiyon sonucu zehir etkisi yapar.
DEĞERLENDİRME:Bir takım yöntemlerle daha fazla ürün alabilmek adına ihtiyaç fazlası toprak katkı maddelerinin tamamı toprakta ve ürün üzerinde zehir etkisi ve birikintisi yapmaktadır.Dünya tarımının hemen hemen tamamında çok gübre ve ıslah çalışması çok ürün olarak algılanmaktadır.Bu kadar çok kullanılan gübre ve kimyasal ilaç birikintileri çeşitli replikasyon ve reaksiyonlarla ürün ve toprak üzerinde renatürasyonu olmayan mutasyonlara yol açmaktadır.Bunun sonucunda çeşitli toprak hastalıkları ,bitki hastalıkları ve en önemlisi ;toprak ve bitkilerden faydalanan canlılar üzerinde kanser dahil bir çok resesif hastalığın dominant hale gelmesine yol açmaktadır.Ekolojik dengenin bozulmasının en önemli nedeni kimyasal tarım malzemeleri ve bilinçsiz sanayileşmedir.Dünya bilim enstitülerinin en önemli tespiti organik tarım ve mevcut bitki örtüsünün korunmasıdır.
Organik Tarım Hakkında
Dev.Ekolojik Tarımda Tek Alternatif B5A Sıvı Gübre
- Sonuçlar&Görüntüler B5A sıvı gübre ile yapılan çalışmaların video görüntüleri ve resimler.... Dev.
- Mikoplazma Hakkında Bakterileri tutan,filtrelerden geçebilen,bakterilerden daha küçük olan ama bakteriler gibi sert hücre çeperi bulunmayan bir çeşit mikroorganizmalardır. Dev.
- Kimyasal Tarım Hak. Kimyasal tarımın toprağa ve canlılara verdiği zararlar... .